Stops along the way
Stops between İstanbul and Bolu
344 km, roughly 4 hours of driving. The stops below are ordered as you pass them — the same road in both directions.
In short
The drive between İstanbul and Bolu is 344 km and takes roughly 4 hours. There are 655 described places within 20 km of this route; it crosses 5 provinces, and the densest stretch is in Kocaeli (119 places).
There are 655 places within 20 km of this corridor; the 57 below are spread evenly along the drive.

1
Avrupa Kültür Başkenti Mübadele Müzesi
Çatalca, İstanbul
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü çalışmaları kapsamında, Lozan Mübadiller Vakfı ve Çatalca Belediyesi işbirliği ile Türkiye’nin ilk göç temalı müzesi Çatalca’da 20 Aralık 2010 da açılmıştır. Mübadeleye tabi tutulan Yunan ve Türk vatandaşlarının, çocukları ve torunlarının, yakınlarının, mübadeleye bir şekilde ilgi duyanlara geçmişi anımsatacak özlem, hüzün ve sevinç duygularının canlanmasını sağlayacak kültürel ilişkileri geliştirecek mekân ve ortamları yaratacak Mübadele Müzesi'nde aile büyüklerinin giyim eşyaları, mutfak aletleri, yazılı belgeler, fotoğraflar ve her türlü anı eşyaları sergilenmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler Adres: Kaleiçi Mah. Bahar Sok. No:4 Çatalca / İstanbul
- No image
2
Arnavutköy Yeniköy Halk Plajı
Arnavutköy, İstanbul
Arnavutköy Yeniköy Halk Plajı, 2025 Mavi Bayrak resmi listesinde yer alan halk plajı adayıdır. Kaynak: https://yigm.ktb.gov.tr/Eklenti/137104,2025-yili-il-ve-ilcelere-gore-mavi-bayrak-sayilarixlsx.xlsx?0=

3
Miniatürk
Beyoğlu, İstanbul
30 Haziran 2001 tarihinde temeli atılan Türkiye'nin ilk minyatür parkı olan Miniaturk, 2 Mayıs 2003 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından büyük bir törenle ziyarete açılmıştır. Toplam 60 bin metrekare alan üzerine kurulan Miniaturk'te, 15 bin metrekare maket alanı, 40 bin metrekare yeşil ve açık alan, 3 bin 500 metrekare kapalı alan, 2.000 metrekare havuz ve suyolu, 500 araçlık otopark yer almaktadır. Eş zamanlı yürütülen proje koordinasyonu sayesinde 22 ay gibi kısa bir sürede tamamlanan Miniaturk, dünyanın en geniş maket alanına sahip ve en kısa sürede tamamlanan minyatür kentidir. Türkiye ve Osmanlı coğrafyasından seçilmiş eserlerin 1/25 ölçekli maketlerinin yer aldığı Miniaturk'te, 57 eser İstanbul'dan, 51 eser Anadolu'dan, 12 eser ise bugün Türkiye sınırları dışında kalan Osmanlı coğrafyasından olmak üzere, toplam 120 sabit eser sergilenmektedir. Ancak daha sonraki eklemeler dikkate alınarak rezerv alanları da oluşturulmuştur. Altyapı, sonradan yapılabilecek eklemeler de göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Böylelikle Miniaturk, bir anlamda, planlı kentleşmeye örnek oluşturarak büyümeye devam edecektir. Maketler yurtiçinde 10, yurtdışında 3 atölye olmak üzere toplam 13 atölyede üretilmiştir. Atölyeler dışında Yıldız Teknik Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Döner Sermaye İşletmeleri’nde de Miniaturk için üretimler gerçekleştirilmiştir. Maket yapımında sanayide kullanılan plastik bazlı, açık hava şartlarına uygun malzeme kullanılmıştır. Maketler yerlerine yerleştirilmeden önce, Miniaturk Test Alanı’nda bekletilerek açık hava şartlarına uygunluğu bir kez daha test edilmiştir. Ayasofya'dan Selimiye'ye, Rumeli Hisarı'ndan Galata Kulesi'ne, Safranbolu Evleri'nden Sümeli (Sümela) Manastırı'na, Kubbet-üs Sahra'dan Nemrut Dağı Kalıntıları'na kadar pek çok kültür ve medeniyetin izlerinin bir araya getirildiği parkta, bugün artık yerlerinde olmayan Artemis Tapınağı, Halikarnas Mozolesi, Ecyad Kalesi gibi eserler de yeniden canlandırılmıştır. Anadolu ve çevresinde hüküm sürmüş, izler bırakmış her medeniyetin Miniaturk'te yer almasına özen gösterilmiştir. Miniaturk ile Antik Çağ'dan Bizans'a, Selçuklu'dan Osmanlı'ya, 3 bin yıllık yaşanmışlığın izleri Haliç kıyısına taşınmıştır. Miniaturk'te yer alacak eserlerin seçimi Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Doç. Dr. Ahmet Haluk Dursun'un danışmanlığında bir kurul tarafından yapıldı. Seçimde eserlerin maketi yapılabilir nitelikte olmalarına özen gösterilmiş ve her biri ait oldukları teknolojisini, sanatını ve kültürünü yansıtan, binlerce yıldır ağır istilâlara, savaşlara ve yıkımlara tanık olan bir coğrafyada hiçbir uygarlığın, sırf daha öncekiler yaptı diye yok etmeye kalkışmadan, koruduğu, onardığı, yaşattığı eserler Miniaturk'te maketleriyle yer almaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler Adres: Sütlüce Mahallesi, İmrahor Caddesi 34445 Sütlüce - Beyoğlu / İstanbul

4
Jale Kuşhan Balmumu Heykel Müzesi
Kağıthane, İstanbul
Balmumu Heykel Müzesi Fikri Nasıl Oluştu? Kurucusu Jale Kuşhan'ın anlatımıyla öğrenelim. "A. Ü. Jeofizik Mühendisliği Bölümü mezunuyum. İstanbul’da bir inşaat şirketinde çalışırken, Rusya ve Eski Doğu Bloğu ülkeleriyle süratle artan ticari, kültürel, ekonomik ve turizme dayalı ilişkilerimiz nedeniyle Rusça bilen kalifiye insan kaynağına ihtiyaç duyulduğunu fark ettim. Bunun üzerine çalıştığım firmadan ücretsiz izne ayrılarak Ukrayna’nın Odessa şehri Politeknik Üniversitesi Rus Dili Bölümü’ne kayıt oldum. O dönemlerde Rusya’da üretim durmuştu. Her şey yurt dışından getiriliyordu. Türkiye’ ye dönünce başta iş makineleri olmak üzere inşaat malzemeleri, cafe gereçleri vb konularda talepler almaya başladım. 1997 yılında kendi şirketimi kurarak ihracat yapmaya başladım. 1999 yılında St. Petersburg şehrinde yapılan uluslar arası makina fuarına katıldım. Çalışma saatleri dışında şehrin kültür ve sanat mekanlarını dolaşırken, balmumu heykel müzesini gezme olanağı buldum ve müzeyi gezerken çok etkilendim. Ülkemizde böyle bir müzenin olmadığını biliyordum müze yetkilileri ile görüştüğümde talep olduğu takdirde yurt dışında sergi açabildikleri bilgisini edindim. Bunun üzerine ülkemizde bir ilki gerçekleştirmek üzere girişimde bulundum. Müze yetkililerinden koşulları öğrendikten sonra üç bankadan kredi alarak 34 dünya büyüğüne ait balmumu heykellerini üç ay boyunca ülkemizde sergilemek üzere kiralayarak Türkiye’ye getirdim. O dönemde Türkiye’de balmumu heykel sanatının ne olduğu halk tarafından bilinmiyordu. Tanıtım için çok çaba sarf etmek gerekiyordu. Sergi alanı bulmakta zorlanıyordum. Diğer yandan sergiyi geçici olarak Türkiye’ye getirdiğim için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınan uzatma süreleri dolunca müze yetkilileri ile görüştüm. Bunun üzerine kira öder gibi ödeme yaparak 34 heykeli St. Petersburg Müzesi’nden satın aldım. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türk büyüklerinin heykellerini yaptırmaya başladım. 11 yıl içinde 60’e çıkan heykel sayısı giderek artmakta, müzeye Türk ve Dünya tarihinden isimler eklenmeye devam etmektedir. Bu sanatı halka tanıtmak adına 11 yılda 26 şehirde 50 sergi açtık. Bu çabalarımız sonucunda halkta, balmumu heykel sanatı ile ilgili farkındalık oluşmuştur. Bu durum müzeyi halkla buluşturma açısından olumlu iken; diğer yandan heykellerin hassasiyeti açısından sorun yaratmaktadır. Ne kadar dikkat edilse de, sürekli taşınmalarda heykeller zarar görebilmektedir. Bu nedenle zaman zaman heykellerin bakım, onarım ve makyajı konusunda eğitim almaktayım. Hedefim; İstanbul’da Türk ve Dünya büyüklerinden 100 ünlünün yer aldığı, dünyadaki ilkleriyle dünya çapında sabit bir Balmumu Heykel Müzesi kurmak, zaman zaman yurt dışında sergiler açarak ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek, ayrıca müze bünyesinde kurulabilecek atölyede balmumu heykel sanatçılarının yetişmesine olanak sağlamaktır." İstanbul Gezilecek Yerler Adres: Cevahir AVM,

5
İstanbul Deniz Müzesi
Beşiktaş, İstanbul
Deniz Müzesi, 31 Ağustos 1897 tarihinde Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa`nın emirleri ve Tersane Komutanı Amiral Arif Hikmet Paşa`nın destekleri ile Binbaşı Süleyman Nutki tarafından Tersane-i Amire bünyesindeki Mayın Müfreze Komutanlığı'na ait binada dünyanın nadir örneklerinden biri olarak "Müze ve Kütüphane İdaresi" adıyla kurulmuştur. Önceleri tasnifi yapılmamış, müze deposu olarak sergiye açılmıştır. 1914 yılında Bahriye Naziri olan Cemal Paşa, denizciliğin tüm kollarında olduğu gibi müzede de reform yapmış ve müdürlüğe Deniz Yüzbaşı Ressam Ali Sami Boyar`ı getirerek, bilimsel anlamda müzenin yeniden düzenlenmesine olanak sağlamıştır. Ali Sami Boyar 1917 yılında müzenin ilk kataloğunu yayınlamış, Türk gemilerinin tam ve yarım modellerinin yapılması için "gemi model atölyesi" ve mankenlerin yapıldığı "mulaj (döküm)-manken atölyesi"ni kurarak, müzenin geliştirilmesine ve bugünkü halini almasına temel oluşturmuştur. 1933 yılında Kasımpaşa`daki Nakkaşhane binasına taşınan müze, bu kez "Bahriye Müzesi Müdürlüğü" adıyla açılmış, II. Dünya Savaşı`nda ise olası tahribattan korumak üzere Ankara, İzmit ve Niğde`ye aktarılmıştır. 1946 yılında müzenin tekrar İstanbul`da kurulmasına karar verilerek önce bugünkü Kuzey Deniz Saha Komutanlığı binasına depolanmış, sonra da Dolmabahçe Camii Hünkar Mahfeli`ne taşınmıştır. Yeni müze müdürü Haluk Şehsuvaroğlu idaresinde, 1948 sonbaharında Preveze Deniz Zaferi`nin 410. yıldönümü sırasında "Deniz Müzesi ve Arşivi Müdürlüğü" adı ile ziyarete açılmıştır. 1956 yılında Dolmabahçe yolunun genişletilmesi sırasında müzenin müştemilatından olan garaj ve kayıkhane binası istimlak edilmiş, burada bulunan arşiv ve belgeler Dolmabahçe Sarayı`nın kuzey kısmında bulunan (bugünkü Deniz Tarih Arşivi binası) Arabacılar Dairesi`ne taşınmıştır. Son olarak 27 Eylül 1961 yılında, Beşiktaş semtinin İskele Meydanı`nda Türk Amirali Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa`nın anıtı ve türbesi yanında, bugünkü bulunduğu yere taşınmıştır.4 Ekim 2013 de yeni binasında hizmete açılmıştır. Türkiye`nin denizcilik alanında en büyük ve içerdiği koleksiyon çeşitliliği açısından dünyanın sayılı müzelerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler Adres: İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı Sinan Paşa Mah. Beşiktaş Cad. 6/1

6
Galatasaray Müzesi
Sarıyer, İstanbul
Galatasaray Müzesi 1915 yılında Ali Sami Yen tarafından kurulmuştur. Galatasaray Spor Kulübü'nün 50. yılı dolayısıyla 1955 yılında yayımlanan kitabın müze ile ilgili bölümünde müzenin kuruluşu bizzat Ali Sami Yen’in anılarından şu şekilde aktarılır. “Vaktiyle donanma cemiyetinin yaptığı teftişlerde birinciliği kazanmak için bütün kudretimizle çalışır, bütün şahsi vasıtalarımızı da bu uğurda kullanırdık. O sırada kotra eksiklerinin tamamlanması için kalafat yerinde sık sık dolaştığımdan bir gün ihtiyar bir gemicinin sattığı bir derin su iskandilini 15 kuruşa almaya muvaffak olmuştum. Çok eski modası geçmiş bir alet idi. Fakat temizleyip parlattıkça gemicilik odamızın masasının üzerinde kendisini gösterdi. Yanına ikinci bir alet getirme hevesi yavaş yavaş denizcilik müzemizin ortaya çıkmasına yol açtı. Kendi vasıtalarımızla almaya muvaffak olamadığımız aletleri de, bizi teşvik etmek isteyen o zamanki Bahriye Nazırı Cemal Paşa’dan almıştık. O tarihte kulüp merkezini Beyoğlu’ndan Kalamış Koyu"na taşımıştık. Evde kendim için toplamış olduğum spor resimlerini de kulübe getirdim. Mevcut kupalarımıza üç camekân temin etmiştik. Deniz ve kara sporlarına ait hatıralar bir araya gelince cazibesi büyüdü ve bu suretle yavaş yavaş Galatasaray Müzesi ortaya çıktı.” Ali Sami Yen’in 1915 yılında Kalamış’taki Kulüp Lokali"nde oluşturduğu; Türkiye’nin ilk spor müzesi niteliğini taşıyan müzede o zamana kadar kazanılan kupalar ile denizcilik malzemeleri sergilenmekteydi. Ancak savaş sonrasında bu müze binasına İngilizler tarafından el konulması üzerine Ali Sami Yen, bu ilk müzedeki tüm malzemeyi o zamanki lise müdürü Salih Arif Bey’e teslim eder. Karar 15 Mayıs 1919 tarihli Genel Kurul kararıyla alınır. Böylece Galatasaray Müzesi uzun yıllar içinde yer alacağı lisedeki yerine gelmiş olur. Şimdilerde ise müze, lisenin karşısındaki tarihi Postane Binası'nda Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi adıyla ziyarete açılmıştır. Merkezin birinci katında Galatasaray Lisesi'nin kuruluşundan bugüne öyküsü; öğrencilerin üniformaları, derslerde kullandığı aletler gibi pek çok nesne ve fotoğraf yer almakta; ikinci katında ise Galatasaray Spor Kulübü’nün kuruluşundan bugüne hikâyesi, 1905’den bu yana kazanılan kupalardan bir kısmı, Metin Oktay'ın forması ve birçok fotoğraf ve spor nesnesi bulunmaktadır. Ayrıca Atatürk’ün Galatasaray Lisesi’ni ziyaret ettiğinde kahve içtiği fincandan, imzalı fotoğrafına, 2000 yılında kazanılan UEFA Kupasından ve Süper Kupaya kadar Galatasaray Lisesi ve Kulüp tarihinde önemli belgeler ve nesneler bulunmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler Adres: Huzur Mh., Ali Sami Yen Spor Kompleksi, 34396 Sarıyer, İstanbul

7
Sadberk Hanim Müzesi
Sarıyer, İstanbul
Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi, iki ayrı yapı içinde yer almaktadır. Bunlardan birincisi, 19. yüzyıl sonlarında inşa edildiği kabul edilen, üç tam bir çatı katından oluşan ve üslup olarak Avrupa halk geleneksel mimarisinden örnek alınarak yapılmış bir yapıdır. Kagir zemin üzerine ahşap/bağdadi tarzda inşa edilmiş olup, "Azaryan Yalısı" olarak bilinmektedir. Fotoğraf: Official Turkish Museums Yalı, 1950 yılında Koç ailesince satın alınmış ve müzeye dönüştürülmesine karar verilen 1978 yılına kadar da yazlık olarak kullanılmıştır. 1978 - 1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem'in hazırladığı bir restorasyon projesinin uygulanmasıyla bina müzeye dönüştürülmüş ve Sadberk Koç Koleksiyonu sergilenmek üzere, 14 Ekim 1980 yılında ziyarete açılmıştır. Fotoğraf: Official Turkish Museums Bahçesiyle birlikte 4280 metrekare olan Azaryan Yalısı 400 metrekarelik bir alana oturmaktadır. Giriş katında, hediyelik eşya dükkânı ve ufak bir çay salonu bulunmaktadır. Bugün kullanılmayan ana girişin tavanı, eski Roma mimarisinden esinlenilmiş kartonpiyer kasetlerle süslüdür. Katlara ahşap merdivenle çıkılır ve duvarlar mermer taklidi kalem işi boyalıdır. Giriş katının üzerindeki birinci ve ikinci katların orta ana salonları ve bunlara açılan odalar sergileme mekanları olarak kullanılmaktadır. Çatı katında ise, eser depoları, çalışma odaları ve kitaplık bulunmaktadır. Fotoğraf: Official Turkish Museums Binanın dış yüzünde, pencere aralarında, (X) şeklinde ahşap süslemeler binayı diğer yalılardan ayırır. Ayrıca bina yüzeyindeki kabaralar, halk arasında "Vidalı Yalı" olarak anılmasına da neden olmuştur. Fotoğraf: Official Turkish Museums Vehbi Koç Vakfı'nın, 1983 yılında satın alarak Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonlarına kattığı Kocabaş eserlerinin sergilenebilmesi için, mevcut binanın hemen yanında bulunan ve 20. yüzyıl başlarında inşa edildiği sanılan, yarı yıkık durumdaki başka bir yalı, ön cephesi aslına uygun olarak, yeniden inşa edilmiştir. Restorasyon projesi İbrahim Yalçın tarafından hazırlanan müzenin inşaatı iki yıl sürmüştür. 24 Ekim 1988 yılında "Sevgi Gönül Binası" adıyla açılan bu müzede İslam öncesi arkeolojik eserler sergilenmektedir. Çağdaş bir müze uygulaması nedeniyle 1988 "Europa Nostra" ödülüne layık görülmüştür. Fotoğraf: Official Turkish Museums Betonarme olarak inşa edilen yapının ön cephesi ahşap kaplıdır. Yan taraf ise, ahşap taklidi mermer sıvalıdır. Bu önlem yangın tehlikesine karşı alınmıştır. Önden üç, arkadan zemin dahil dört kat olan binanın giriş katında, çok amaçlı bir salon ve konservasyon laboratuvarı bulunmaktadır. Fotoğraf: Official Turkish Museums Ana ve ara katlarda, kronolojik bir sıra içinde, arkeolojik eserler sergilenmektedir. Sergileme alanı toplam 625 metrekaredir. Girişteki salon Afyon beyazı, merdivenler ve sergi salonlarının zemini siyah Adapazarı mermeri ile kaplıdır. Sergi salonları gün ışığına kapatılmış ve vitrinler, çağdaş bir aydınlatma ile modern bir müze hüviyeti kazanmıştır. Kaynak: Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler Adres: Büyükdere, Piyasa Cd. No: 25 D:29, 34453 Sarıyer/İstanbul
- No image
8
Rumeli Feneri
Sarıyer, İstanbul
İstanbul'un Avrupa yakasında İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'le birleştiği kuzey ucunda yer alan deniz feneridir. Karşısındaki Anadolu Feneri'nden 2 deniz mili uzaktadır. Bu iki feneri birleştiren çizgi İstanbul Limanı'nın kuzey sınırını oluşturmaktadır Fenerin bulunduğu köy de aynı isimle (Rumelifeneri) adlandırılır.

9
Beylerbeyi Sarayı
Üsküdar, İstanbul
Beylerbeyi Sarayı, Osmanlı padişahlarının sayfiye mekânı ve yabancı devlet başkan ya da hükümdarlarının ağırlanacağı bir devlet konukevi olarak düşünülmüş ve devrin padişahı Sultan Abdülaziz’in (1861-1876) isteği üzerine inşa edilmiştir. Sarayın inşasına 6 Ağustos 1863 tarihinde başlanmış ve 21 Nisan 1865 Cuma günü, yapılan bir törenle resmen kullanıma açılmıştır. Sarayın inşaat organizasyonunu Ebniye-i Şâhâne Serkalfası (Saray başkalfası) Serkiz Bey (Balyan) yürütmüştür. Beylerbeyi Sarayı’nın mâlî ve idarî işler sorumluluğu da denilebilecek binâ eminliği görevini ise Mehmed Efendi, Mahmud Efendi ve Rıfat Efendi yürütmüştür. Saray’ın yaklaşık 500 bin Osmanlı lirasına mal olduğu tespit edilmektedir. Yapılar topluluğunun ana yapısı olan Beylerbeyi Sarayı, yüksek bir bodrum üzerine iki katlı ve kargir bir yapıdır. Yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen yapı dikdörtgen bir zemin alanı üzerine oturmaktadır. Saray’ın güney kesimi Mabeyn-i Hümâyûn, kuzey kesimi ise Valide Sultan Dairesi olarak düzenlenmiştir. Her iki katta toplam 6 salon, 24 oda,1 hamam ve 1 banyo bulunmaktadır. Batı ve Doğu üsluplarının karıştırılması ile inşa edilen Beylerbeyi Sarayı, Harem ve Mabeyn bölümleri ile Türk evi plan özelliğini taşımaktadır. Yapının çatısı üstten bütün cephe kenarlarını gizleyen bir korkulukla gizlenmiştir. Sarayın planı eyvanlı merkezî sofa (hol) motifine dayanan bir plan kompozisyonuna sahiptir. Beylerbeyi Sarayı’ndaki şema, üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler; Mabeyn-i Hümâyûn, Yatak Dairesi (Hünkâr Dairesi) ve Valide Sultan Dairesi’dir. Valide Sultan Dairesi’nden hemen sonra gelen ve denize paralel olarak inşa edilen kadınefendiler ve ikballere ait esas Harem bölümü ise, ana yapıdan ayrı olarak inşa edilmiştir; bu yapı günümüze ulaşamamıştır. Mabeyn-i Hümâyûn’un giriş cephesi, Neo-barok vurgunun daha belirgin olduğu bir düzenleme göstermektedir. Sarayın kitle ve cepheleri gibi iç mekân düzenlemeleri de seçmeci bir anlayışla şekillendirilmiştir. Beylerbeyi Sarayı’nı inşa ettiren Sultan Abdülaziz’in denize olan tutkunluğu nedeni ile sarayın tavanlarındaki bazı çerçeve ve kartuşların içinde deniz ve gemi temaları işlenmiştir; hatta Sultan Abdülaziz, ressamlara fikir vermesi için deniz ve gemi temalarını içeren desenler çizmiştir. TARİHTE BEYLERBEYİ SARAYI Beylerbeyi Sarayı, bânisi Sultan Abdülaziz (1861-1876) tarafından, yazlık saray olarak kullanıldı. Saray, Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid’in saltanat yıllarında yabancı devlet hükümdar ya da başkanlarının resmî ziyaretlerinde kendilerine tahsis edilmeye başlanmasıyla beraber, devlet konukevi işlevi kazandı. Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan ilk önemli konuk, Fransa İmparatoriçesi Eugénie’dir. İmparatoriçe’nin bu gezisi, Sultan Abdülaziz’in 1867 Fransa gezisini iade makamında gerçekleşmekteydi. Sultan Abdülaziz döneminde Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan diğer yabancı konuklar, Avusturya-Macaristan İmparatoru Joseph (1869), Prusya Veliahd Prensi Frédéric Guillaume Nicola Charles (1869), İtalya Veliahdı (1869), İran Şahı Nasıreddin (18 Ağustos 1873). Sultan II. Abdülhamid’in (1876-1909), 33 yıl süren saltanatı süresince Beylerbeyi Sarayı, özellikle yabancı devlet protokolü tarafından gezilen bir müze işlevi de gördü. Bu dönemde Beylerbeyi Sarayı ile beraber Dolmabahçe Sarayı ve Topkapı Sarayı Hazine-i Hümâyûn da, padişahın izni alınmak şartıyla ziyaret edilebilen saltanat müzeleri olarak kullanıldı. Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten hemen sonra, Selanik Alatini Köşkü’nde zorunlu ikâmete tabi tutuldu, ancak yaklaşık 3 yıl sonra Balkan Savaşı’nın patlak vermesi nedeni ile İstanbul’a nakledildi. II. Abdülhamid için seçilen yeni zorunlu ikametgâh, Beylerbeyi Sarayı idi. Sabık Hakan, bu sarayda yaşamının son 6 yılını geçirdi ve 10 Şubat 1918’de yine bu sarayda hayata gözlerini kapattı. İstanbul Gezilecek Yerler Adres: Abdullahağa Caddesi 81210 Beylerbeyi Üsküdar İstanbul

10
Küçüksu Kasri
Beykoz, İstanbul
Boğaziçi’nde, Küçüksu ile Göksu derelerinin arasındaki alanda bulunan Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu yörenin yerleşim tarihi Bizans Dönemi'ne kadar gitmektedir. Osmanlı Dönemi'nde padişahın has bahçelerinden biri olan Küçüksu ve çevresini, Sultan IV. Murad’ın (1623-1640) çok sevdiği ve buraya “Gümüş Selvi” adını verdiği bilinmektedir. 17. yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda “Bağçe-i Göksu” adıyla geçen yörede, özellikle 18. yüzyıldan başlayarak yoğun bir yapılaşma izlenmektedir. Sultan I. Mahmud (1730-1754) döneminde Divitdâr Emin Mehmed Paşa, padişah için bu Hasbahçe’nin deniz kıyısına iki katlı ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı Sultan III. Selim (1789-1807) ve Sultan II. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde de onarılarak kullanılmıştır. TGA Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemi, özellikle saray ve kasır mimarlığında Batılı biçimlerin tercih edildiği yıllardır. Sultan Abdülmecid, Dolmabahçe ve Ihlamur yapılarında olduğu gibi Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu alanda da eski ve ahşap yapıyı yıktırarak, yerine bugünkü kasrı yaptırmıştır. 1857 yılında yapımı tamamlanan Küçüksu Kasrı, 15 x 27 metre bir alan üzerine yığma tekniğiyle ve kâgir olarak yapılmıştır. Bodrumuyla birlikte üç katlı olan kasrın bodrum katı, kiler ve mutfak hizmetkârlara ayrılmış, diğer katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Bu özelliğiyle geleneksel Türk Evi plan tipini yansıtan yapı, genellikle dinlenme ve av amaçlı olarak kullanılan bir “Biniş Kasrı” niteliğindedir. Devlete ait diğer saray yapılarının tersine yüksek duvarlarla değil, dört yönde kapısı olan ve döküm tekniğiyle yapılmış zarif demir parmaklıklarla çevrilidir. Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde cephe süslemeleri elden geçirilerek zenginleştirilmiştir. Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda ve merdivenlerinde Batılı süsleme motifleri kullanılmıştır. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, Avrupa’dan sipariş edilen mobilyalara yer verilmiştir. Alçı kabartma ve kalemişi süslemeli tavanları, bir şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve tablolarıyla zengin bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı’nın, Cumhuriyet Dönemi'nde bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış olduğu bilinmektedir. 1992 yılında başlatılan kapsamlı bir restorasyon projesiyle Küçüksu Kasrı’nın denize kayması engellenerek, 1996 yılında yeniden müze-saray olarak ziyarete açılmıştır. Kasrın hemen yanı başındaki iskele, çeşme meydanı ve özgün bahçenin geçmişte olduğu gibi halkın eğlenip dinlenebildiği bir mesire kimliğine kavuşturulması amacıyla çeşme civarında ziyaretçilere kafeterya hizmetleri verilmekte, genişletilen rıhtım ulusal ya da uluslararası nitelikteki resepsiyonlara tahsis edilebilmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler Kaynak: İstanbul il Kültür ve Turizm Müdürlüğü Adres: Anadolu Hisarı Üsküdar 34810

11
Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi
Kadıköy, İstanbul
Türk sporunun temel direği Fenerbahçe Spor Kulübü, tam 35 dalda 100 yıllık başarılarla dolu çalışmalarında çok değerli ödüller ve kupalara sahip olmuştur. Fenerbahçe ilk kupasını 5 Haziran 1910’da İstanbul’un ünlü Rum kulübü Sturugglers’i 3 – 1 yenerek kazandı. 1913 yılında Altıyol ağızındaki lokalde kupa ve heykellerin sayısı 10’a ulaşınca bunlar için küçük bir vitrin satın alındı. 1914 yılında Kuşdili’nde iki katlı ahşap lokale geçildiğinde git gide zengin bir kimliğe bürünen müze için ikinci katta bir oda ayrıldı. Kazanılan ödülleri koymak için yeni vitrinler yaptırıldı. 1932 yılındaki yangına dek kalınan Kuşdili Lokali'nde ödüllere (kupalara) ayrılan bu küçük odanın da bir süre sonra yetmediği, ihtiyacı karşılamadığı göründü. Kupa, şilt ve vazoların bir bölümü diğer odalara alt kattaki büyük salona konmaya başlandı. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün kupa sayısı 1932 yazı başlarında 150’yi aşmıştı. Ancak kulübün ilk 25 yıllık faaliyetlerinin kanıtı olan bu kupa, şilt v.b. ödüller 5/6 haziran 1932 gecesi çıkan yangında kulüp binası ile birlikte yandı. Sıfırlanan Fenerbahçe Müzesi yangından sonra hemen ve yeniden doğdu. 1932 yılından sonra çalışma dallarının çeşitlenmesi ile de her yıl kazanılan sayısız kupa, şilt, plaketler ile günümüze dek gelindi. Fenerbahçe burnundaki sosyal tesislerin açılmasından sonra uzun yıllar kazanılan kupa, şilt ve plaketler oradaki vitrinlerde sergilendi. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu stadının yeniden yapılması sırasında Aziz Yıldırım başkanlığındaki yönetim kurulu Avrupa standartlarının üzerinde modern bir müzenin stadın içinde kurulması kararını aldı. Bu karar kısa bir sürede hayata geçirildi. Fenerbahçe Spor Kulübü Müze Tarih ve Arşiv Kurulu Başkanı sayın Sertaç Kayserilioğlu’nun önderliğinde yaklaşık bir yıl süren yoğun çalışmalardan sonra müzenin resmi açılışı 19 ekim 2005 tarihinde yapıldı. Müzenin Yeri ve Bölümleri: Dünya'da futbolıun doğuşu bölümü. Fenerbahçe Spor Kulübünün ilk kuruluş toplantısının, dönemin eşyaları ile mumyalarla canlandırıldığı bölüm. Mütareke ve İşgal dönemi sırasında Dereağzı'ndaki lokalimizden cepheye silah, cephane kaçırılma anının mumyalarla canlandırıldığı bölüm. Union Clup sahasından Şükrü Saracoğlu'na stadın evrelerini sunulduğu bölüm. Kuruluştan itibaren tüm branşlarda ki başarıları simgeleyen her türlü şilt, madalya berat fotoğraf, belge v.b. materiyallerin sergilendiği bölümler. Kuruluştan günümüze her dönemde ki bir kısmı orijinal forma, çorap v.b giysilerin sergilendiği bölümler. İlk tüzükler, eski üye kartları, eski lisanslar, eski maç biletleri, kulüp piyango biletleri v.b. belgelerin sunulduğu bölümler. Eski maçlardan filmlerin ve Fenerbahçe belgesellerinin oynatıldığı sinama odası. Atatürk'ün 3 Mayıs 1918 yılında ki kulübü ziyareti ve şeref defterini imzalama anının mumyalı olarak canlandırıldığı bölüm. Bütün bu bölümlerden başka yıllara göre sınıflandırılmış olarak Fenerbahçe Spor Kulübü'nün 100 yılda çeşitli branşlarda kazandığı 3 bin kupa şilt ve plaket'in 426 tanesi de müzede sergilenmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler Adres: Fenerbahçe Müzesi - Şükrü Saracoğlu Stadyumu Kadıköy
- No image
12
Polonezköy
Beykoz, İstanbul
Beykoz ilçesinde yer alan, eski adı "Adampol" olan Polonyalı köyüdür. Büyük şehrin karmaşasından uzak, İstanbul kent merkezine yalnızca 30 km uzaklıkta bulunan Polonezköy, doğa ile iç içe bir yer. Yürüyüş yolları, bisiklet parkurları, pinik alanları ve yemyeşil doğası ile muhteşem bir yer.

13
İstanbul Oyuncak Müzesi
Kadıköy, İstanbul
İstanbul Oyuncak Müzesi; şair-yazar Sunay Akın tarafından kurulmuştur. Müze kapılarını 23 Nisan 2005'te ziyarete açmıştır. Müzede sergilenen oyuncaklar dünyanın çeşitli yerlerinden açık arttırmalarda edinilmiş veya antikacılardan satın alınmıştır. Müzenin açılışında bu şekilde edinilmiş 1000 civarında oyuncak varken, şu anda bu sayı 4000'e çıkmıştır. Sergilenen oyuncaklar, sanatçının sahne gösterileri, tiyatro oyunları gibi bireysel çabaları sonucu kazandıklarıyla edindiği teliflerle satın alınmıştır. Müzenin her odası bir tiyatro sahnesi görünümünde olup, sahne tasarım sanatçıcı Ayhan Doğan tarafından tasarlanmıştır. Müze 2009 yılında ICOM'a (Uluslar Arası Müzeler Birliği) üye olmuştur. Avrupa Müzeler Forumu'nun faaliyetlerine katılmaya başlamıştır. 2010 ve 2011 yıllarında ''Avrupa'nın En İyi Müzesi'' yarışmasında ödüle aday gösterilmiştir. İstanbul Gezilecek Yerler Adres: Ömerpaşa Caddesi Dr. Zeki Zeren Sokağı No:17, Göztepe/İSTANBUL

14
Bayramoğlu Adası
Darıca, Kocaeli
Tarihî geçmişe sahip olan yarımadanın eski adı Balyanoz’dur. Kuzeye bakan koyu da Balyanoz Limanı olarak bilinir. Marmara Denizi’ne uzanan küçük bir yarımada olan Bayramoğlu Yarımadası, 1950’lerin sonunda yerleşime açılmıştır. Yarımada olmasına karşılık halkın söylemiyle "ada" olarak adlandırılmaktadır. Eski haritalarda ise adı Üçburunlar Yarımadası olarak geçmektedir. Bayramoğlu Yarımadası’nda iklimin değiştiği daha ilk adımdan itibaren hissedilmektedir. Sokakları, Londra çınarlarının daha fidan halindeyken, iplerle karşılıklı birbirlerine bağlanarak eğim verdirilmesi ile ağaçtan tünellere dönüştürülmüştür. Yaz aylarında sıcaktan bunalmadan yollarında yürünebilen yarımadanın cadde ve sokak isimlerinin kuş, çiçek ve meyve isimleri olması da adaya ayrı bir hoşluk katmaktadır. Kocaeli Gezilecek Yerler Adres: Bayramoğlu Mahallesi,Darıca.

15
HünkÂr Çeşmesi Ve Çayiri
Gebze, Kocaeli
Fatih Sultan Mehmet'in 27 Nisan 1481 Cuma günü İtalya üzerine yaptığı sefer sırasında ordusuyla mola verdiği veya otağını kurdurduğu için bu alana Hünkâr Çayırı denilmektedir. 3 Mayıs 1481 tarihinde ölen Fatih Sultan Mehmet'in anısına kitabeli bir çeşme yapılmıştır. Hünkâr Çeşmesi IV. Mehmet Dönemi'nde 1659 tarihinde Sadrazam İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış ve bazı onarımlarla günümüze kadar ayakta kalabilmiştir. Çeşmenin önüne Fatih Sultan Mehmet’in bir anıtı dikilmiştir. Halk arasında Fatih Sebili diye de adlandırılan çeşme, Fatih Sultan Mehmet’in otağını kurduğu yerdir. 1995 yılında park, dinlenme ve şenlik alanı olarak yeniden düzenlenen Hünkar Çayırı'nda İstanbul'un fethi dolayısıyla her yıl geleneksel güreş şenlikleri yapılmaktadır. Kocaeli Gezilecek Yerler Adres: Gebze İlçesi Hünkar Çayırı

16
Denize Sevgi Parkı-darica
Darıca, Kocaeli
Manzarası ve çevre düzenlemesi ile halkımızın, gezeceği, eğleneceği, dinlenebileceği, spor yapabileceği, denize girebileceği nadide alanlardandır. İçerisinde yürüyüş yolları, kafe, lokanta, çocuk oyun grupları, meydan girişi ile bütünleştirilmiş gemi maketi ve seyir balkonları yer alır. Kocaeli Gezilecek Yerler Adres: Eski Hükümet Caddesi Yalı Mahallesi Sevgi Parkı/Kocaeli

17
Su Dolabi / Gebze
Gebze, Kocaeli
Gebze´nin merkez kesiminde yazı alanı içerisindedir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde 16'ncı yüzyılda Çoban Mustafa Paşa tarafından Mimar Sinan´ın baş halifesi Hüsam Kalfa´ya inşa ettirilmiştir. Bostan Dolabı kare planlı bir zemin üzerindedir. Duvarları yüksekçedir ve üzerini örten çatı piramit şeklindedir. Genellikle Çoban Mustafa Paşa Cami´nin ve Gebze kentinin su ihtiyacını temin etmek amacıyla yaptırılan Bostan Dolabı 12 kuyudan oluşuyor ve beygirlerle döndürülüyordu. Kocaeli Gezilecek Yerler Adres: Gebze - Kocaeli
- No image
18
Ballikayalar
Gebze, Kocaeli
Gebze ilçesi sınırları içerisinde bulunan Ballıkayalar'ın 1847 Hektarlık Alanı 06.09.1995 tarihinde Tabiat Parkı olarak tescil edilmiş Dağcılık sporu açısından hem yapısı hemde yoğun insan yerleşiminin bulunduğu bölgelere yakınlığı, açısından çok değer taşımakta.Bu parkurun en ideal başlangıç yeri olarak eski İstanbul yolu üzerinde bulunan Denizli Köyü'nü öneriyoruz.Parkurun 2 km'lik bölümü kanyon içerisinden geçiyor. Değer kısımlar patika niteliğinde. Dört mevsim yürünebilir.
- No image
19
Çerkeşli Kayalitepe
Dilovası, Kocaeli
Çerkeşli köyünden,Kayalıtepe zirvesine giden bu parkur;Kocaelin'nin doğal yürüyüş parkurlarının en uzun olanı. Mesafenin uzunluğunun yanında,dik çıkış ve iniş dikkate alınmalı.Çerkeşli Köyü bu parkurun başlangıç noktasını oluşturur.
- No image
20
Büyükdere Vadisi
Gebze, Kocaeli
Gebze sınırları içerisinde Ballıkayalar ismi ile iki yer bulunuyor.Bunlardan biri Tavşanlı Köyü yakınlarıda bulunan tabiat parkı, digeri ise Tepemayır Köyü yakınlarında parkurumuzun geçtiği Büyükdere vadisi içerisinde bulunuyor.Bu Parkur Duraklı Köyünden başlayıp Büyükdere'nin akışı yönünde devam ederek Tepemayır Köyü'nde sona eriyor.
- No image
21
Ambargölü Deresi
Gebze, Kocaeli
Gebze ile Körfez ilçelerinin sınırını oluşturan bu bölge derin olmayan kanyon oluşumlarına sahip bu bölgede toplanan tüm sular İstanbul'un Agva beldesi yakınlarından Karadenize dökülür.Bu parkur Elbizli köyünün aşağı kısmından başlayıp Ambargölü deresi içerisinden Duraklı köyünün bir mahallesi olan Eleşli'de bitiyor.Parkurun 3 Km bölümü kanyon içinden geçiyor.
- No image
22
Taşköprü Çobangeçidi Kanyonu
Körfez, Kocaeli
Eski İstanbul yolu üzerinde bulunan Kutluca Köyü'nün bulunduğu alan bölgede Taşköprü olarak bilinir.Antik çağın kervan yollarının da geçtiği bu alanın, tarihi, arkeolojisi ve kanyon oluşumları dikkat çekici. Bu bölge adeta kanyonlar çoğrafyasıdır. Ayrıca çok sayıda tarihi değirmen ve köprü kalıntıları da kanyon içerisinde bulunuyor.Bu Parkur Kutluca Köyü'nün yakınında bulunan tarihi Taşköprü'nün kenarından başlıyor.
- No image
23
Sultan Baba Türbesi
Gölcük, Kocaeli
Gölcük İlçesi Değirmendere Örcün Köyü’nde selvi ağaçlarıyla çevrili tepede yükseltilmiş platform üzerinde yer alan Osmanlı Dönemine ait tek türbe mekandır. İçinde Sultan Baba’ya ait ahşap sanduka ile III.Selim’den kalma 1787 yıllarına ait berat bulunmaktadır. Halveti Tarikatı’ nın Şemsi Kolu’nun bir üyesidir. Türbe girişinin sağında yer alan hazirede 1879 tarihli Osmanlı Mezarı bulunmaktadır.
- No image
24
Sarayli Köyü Yukarı Değirmendere
Gölcük, Kocaeli
Saraylı Köyü, Kültürel miras evleri, Osmanlı Dönemi'nden kalma mezarlığı ve Çavuş üzümü ile ilgili çekici. Bu parkur tarihi bir köyün içerisinden Samanlı Dağları'nda ve Değirmendere Vadisi içerisinde yürümenin keyfine varılabilecek bir nitelikte.Parkurun kısa bir bölümü dik çıkış şeklinde, daha sonraki kısa bir bölüm düz devam etmektedir.Diğer bölümler dik inişler şeklinde sürmesinden dolayı mutlaka baton kullanılması gerekiyor.
- No image
25
İzmit Elektronik Kent Müzesi
İzmit, Kocaeli
Elektronik Kent Müzesi kentin tarihi, ekonomisi kültür ve turizmi, tarihi eserleri ve belediye hizmetleri yerli, yabancı tüm ziyaretçilere elektronik bir ortamda tanıtmaktadır. Müzenin bölümlerinde seslendirme sistemi ile entegre çalışan 10 önemli tarihi yapının maketleri bulunmaktadır. Plazmalarda İzmit'in tarihi, sanayi, kültür ve turizm, coğrafi durum bilgileri, belediye çalışmaları başlıklarındaki prodüksiyonlar sürekli yayınlanmaktadır.
- No image
26
Cami Düzü Yuvacik Baraji
Başiskele, Kocaeli
Bu parkur Yuvacık Barajı'nın etrafında bulunun ana karayolunun hemen karşısında bulunan trafiğe kapalı toprak araç yolundan oluşuyor. Parkur içerisinde Büyükşehir Belediyesi tarafından dinlenme alanları oluşturulmuştur.Parkurun başlangıç noktası için cami düzü köyünü öneriyoruz. Parkurun bitiş yeri Yuvacık Barajı'nın gövdesinin bulunduğu alandır. Parkurun 5 km kısmı düz toprak araç yolundan oluşur. 2 km kısmı ise hafif eğimli patika yoldur.
- No image
27
Aytepe Değirmen Düzü
Başiskele, Kocaeli
Görsel açıdan mükkemmel ve herkesin rahat yürüyebileceği bir coğrafyaya sahip olan bu parkurun büyük bölümü inişlerden oluşur. Bu yüzden özellikle yürüyüş boyunca baston kullanılmasında yarar vardır. Aytepe'den soğuk suya inen yol üzerindeki son düzlük bu patikanın başlangıç yeri olarak tercih ettiğimiz noktadır. Orman içi toprak araç yolu ve yer yer patikalardan oluşan bu parkur dört mevsim yürünebilsede en ideal zaman kış dönemi hariç olan mevsimlerdir. Parkurun uzunluğu 8 km dir.
- No image
28
Sultaniye Serindere
Kartepe, Kocaeli
Sultaniye Köyü Samanlı Dağları'nın eteklerinde bulunan Doğu Karadeniz'den göçen halkların kurduğu bir yerleşim alanı. Eldeğmemiş bir coğrafya içinde Serindere'nin akışı yönünde yürümenin keyfine varılabilecek bir parkurdur.Kartepe'ye bağlı Sultaniye Köyü, Samanlı Dağları'nın İçlerine Kadar girmiş bir konumda Köyün hemen alt kısmından parkur yine Kartepe'ye bağlı Örnek Köy'de sona eriyor.
- No image
29
Kuzu Yaylası
Kartepe, Kocaeli
Çam kayın ıhlamur ağaçları ve rengarenk çiçeklerle çevrilmiş yollardan Kuzu Yaylasına gelindiğinde panoramik manzara ve doğa çok etkileyici bir atmosfer yaratmaktadır. Ucu bucağı olmayan bir beyazlığın içinde kaybolup, bulutların üzerine çıkmaya, kısacası bembeyaz bir düşü yaşamak istiyorsanız bu etkileyici güzelliğin sahibi Kartepe. Yüksekliği 1602 m.dir. Aralık ayı sonunda da kayak sezonunu açılır
- No image
30
Haciyakup Çayiri Kartepe Zirvesi
Sapanca, Sakarya
Kartepe, Samanlı Dağları ve Kocaeli'nin en yüksek (1602 m.) noktası Zirve Noktasından Bursa Uludağ'ı ve tüm samanlı silsilesini gözlemek İzmit Körfezi ve Sapanca Gölü'nü kuş bakışı seyretmek olası. Kartepe ,son yıllarda kayak turizmi açısından bir cazibe merkezi oldu.Kartepe zirve noktasının hemen altında bulunan Kuzu Yayla'yı geçtikten sonra başlayan yolculuk Sakarya sınırı içerisinde sona eriyor.
- No image
31
Altıoluk Eskiyayla
Sapanca, Sakarya
Kartepe'nin zirvesine yakın bir yerden başlayan parkur, Altıoluk Yaylası'ndan sonra Sakarya'nın Pamukova ilçesi sınırlarında bulunan Eski Yayla da( Öküzyatağı) sona eriyor.Böylelikle, Samanlı Dağları'nı Kuzey yönünden ( İzmit Körfezi) güney (Sakarya Vadisi ) yönüne doğru yürümüş oluyoruz. Kartepe'de bulunan zirve noktasının hemen altında bulunan Kuzu Yayla'yı geçtikten sonra başlayan yolculuk Sakarya sınırları içerisinde sona eriyor.
- No image
32
Su Kayağı
Sapanca, Sakarya
İlimizde büyük bir kısmı olan Sapanca Gölü bulunmaktadır.Su Kayağı günümüzde dalgasız deniz,nehir,göl gibi çevre koşullarının uygun olduğu birçok ülküde popiler bir spor dalı haline gelmiştir.Su Kayağı ilk olarak 2004 yılında gerçekleştirlen Vali Yazıcıoğlu su kayağı yarışları Sapanca Gölünde her yıl düzenlenmeye devam ediyor.Şampiyonaya Türkiye'nin birçok yerinden sporcu katılmaktadır.
- No image
33
Çark
Adapazarı, Sakarya
Bugünkü Çark Suyu üzerine 1581-1585 tarihleri arasında Ada Karyesinin ihtiyacına yönelik olarak bir değirmen yapılır. Yaklaşık 250 yıla yakın hizmet veren bu değirmen yerine, 1734 yılında hayırsever Devoğlu Mustafa tarafından İlkel de olsa bir “dönme dolap”/“çark” yapılarak ve arklar-kanallar açılarak, Çark suyu Orta Camii çeşmesine ve Adapazarı’na içme suyu olarak taşınır.
- No image
34
Kent Park
Adapazarı, Sakarya
Kent merkezinde, 160 bin m² alanın enkazdan yeşile dönüştürülmesiyle oluşan Kentpark, insanların yorucu şehir yaşamından arınarak soluk alabilecekleri bir mekân haline getirildi. Yaklaşık 4.500 metrelik yürüyüş alanına sahip, Kentparktaki doğal ortam ve ağaçlar korunarak tüm yüzey çimlendirildi. Parkta 14.000 m² gölet bulunuyor.

35
Uzun Çarşı
Adapazarı, Sakarya
Adapazarı, üç kıtanın kavşak noktası olduğu kadar, üç ayrı imparatorluğun da mirasçısıdır. Nehire “kraliçe-tanrıçaları Sangaryus”un adını veren Bitinyalıların, Jüstinyanus Köprüsünü (halk arasındaki adıyla Beşköprü’yü) inşa ettiren ünlü II. Jüstinyanus’un Bizans’ın ve şehrin merkezindeki Orhan Camii ile sembolleşen Osmanlı’nın, başta Adapazarı-Karaağaçdibi’nde olmak üzere, Uzun Çarşı ve şehrin muhtelif yerlerindeki tarihi binalar, bize Osmanlı, Rum ve Ermenilerinin mirasıdır. Ovada kurulan Adapazarı merkezinin gelişimine baktığımızda en eski kurumlar-kuruluşlar ortalama 250-300 yılı geçmemektedir. Bu yönüyle Adapazarı, Tozlu Camii, Orta Camii, Ağa Camii ve Orhan Camii etrafında kümelenmiş çarşıları; çarşıların etrafına kümelenmiş mahalleleriyle, geç dönem bir Osmanlı şehridir. Osmanlı dönemi mimarisi olan Orta Camii 1752’de, Ağa Camii 1774’te, Sabihahanım Mektebinin kuruluşu 1810’da, ilk Tozlu Camii 1837’de kurulmuştur. Çevre çarşılar kurulurken iki katlı ve sağlam olmasına da çok dikkat edilmiştir. Büyük depremlerde Uzun Çarşı ve civarında ciddi bir yıkım olmamıştır. Kısaca birinci Adapazarı Orhan, Ağa, Tozlu ve Orta Camii etrafındaki çarşılarla çevresindeki 4-5 mahalleden iki katlı ahşap ağırlıklı bahçeli evlerle oluşmuştur. Uzunçarşı’nın ticaret merkezi olarak tercih nedeni; Adapazarı Kuzey-Güney yönünde bir ana aks etrafında gelişmesi ve Bulvar dediğimiz, bugünkü daha çok yeşil alan şeklindeki bant, eskiden boydan boya uzanan bir dere-bataklık olmasıdır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, bu çukur bölge halkının emeği ile doldurulur. Her aile şu kadar araba toprak atacak veya beş lira para verecek diye karar alınır ve beş lira veremeyen çok aile -hemen herkes- toprak taşır ve düzlenen bölge park yapılıp çiçeklendirilir. Zaten ilk yerleşme, bu dere yatağının iki yanında olur. Yollar dere kenarında, dereye paralel oluşturulur. Ve böylece ana arter ortaya çıkar. Uzunçarşı ise, bu ana artere paralel bir doğrultuda bulvarın hemen devamında yer alır. Adapazarı’na göç eden ilk muhacirler mallarını mülklerini satıp değerlendirecek ve paralarını yanlarında getirebilecek zamanı ve imkânı bulurlar. Daha sonra gelen göçmenler, pek sefil ve çaresiz biçimde gelebilirler. Göçmenlerin büyük bir bölümü öncü, girişken insanlardır. Bir yandan da gıda, giyim ve yakıt üzerine Uzunçarşı’da manifatura mağazası, Bulvar üzerinde bakkaliye ve gaz-benzin satış yerleri açmışlardır. Uzunçarşı’daki eski esnafın çoğu Bulgaristan, Bosna, Arnavutluk, Romanya muhacirleridir. Daha eski zamanda ise, Ermeni ve Rumlar çarşının ilk kurucularıdır. Atatürk’ün 1922 Adapazarı ziyaretinin ikinci gününde; 15 Haziran Perşembe günü Uzun Çarşı’yı boydan boya dolaşır ve Adapazarı eşrafıyla görüşmeler yapar. Çarşıyı gezer ve Hanaltı’nda Acem İsmail Efendi’nin dükkânında kahve içer, etrafını saran hayranlarının elini sıkar, muhtelif mağaza ve dükkânlara uğrayarak herkesten kendi sanatlarına dair izahat alır, Başkumandanın halk arasındaki tabii davranışları, alçak gönüllü hareketleri son derece iyi etki yapar. 1999 Depremi’nde ilginçtir; şehrin iki asırlık tarihinde “asıl merkez” durumundaki Uzunçarşı, Aynalıkavak Çarşısı, Ayakkabıcılar İçi, Kömürpazarı, Soğanpazarı gibi beldeye “ruh veren mekânlar” dimdik ayakta kalır; son çeyrek asırda “ikinci merkez” olmuş Çark, Kirtetepe, Bosna caddeleri gibi “Çağdaş mekânlar” yerle bir olur. 1991 yılında Adapazarı Belediyesi tarafından Uzunçarşı’ya 87.000 metreküp beton atılır. 1992 yılında ise Uzunçarşı’nın yenilenir ve altyapısına ilaveten, üzeri ışık geçirgen elyaflı çatı örtüsü ile kapatılarak hizmete sunulur Kaynak: Sakarya Rehberi 2011 Sakarya Gezilecek Yerler Adres: Cumhuriyet Mahallesi -Adapazarı

36
Harmantepe Kalesi
Adapazarı, Sakarya
Adapazarı Harmantepe Köyü’nün kuzeyinde kalan Harmantepe Kalesi küçük doğal bir tepecik üzerine kurulmuştur. Etrafı sulak ve bataklık alan iken her iki yanından daha sonra geçirilen kanallar sayesinde verimli tarım alanlarına dönüştürülmüştür. Kaleye ulaşabilmek için Küçük Söğütlü’den Akçakamış Köyü'ne giden yoldan sol tarafa ayrılan tarla yoluna sapmak gerekir. Yağmurlu havalarda ulaşım biraz güç olmaktadır. Harmantepe Kalesi, Bizans’ın doğu sınırını korumak amacıyla XII. veya XIII. yüzyılda yapılmış, Sakarya Nehri'nin batı yakası boyunca birbirini gören ileri karakol ve gözetleme kuleleri niteliği taşıyan savunma yapılarından biridir. Adapazarı, Harmantepe Köyü 2 pafta, 564 parsel üzerinde yer alan kale, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 18.04.1992/2404 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Aşağı Sakarya havzasında bulunan kaleler arasında günümüze en sağlam şekliyle ulaşabilmiş kalelerden biridir. Elips şeklinde yuvarlık planlı olan kale yöresel taşlarla yapılmıştır. Sur duvarlarının kalınlığı 2 metre yüksekliği 8-10 metre arasında değişmektedir. Ortalama 5 x 5 metre ebatlarında 6 adet burç bulunmaktadır. Burçların alt taraf iç kısmında, moloz taş ve kireç harçla yapılan dolgu malzemesi içerisine bağlantıyı sağlamak amacıyla ahşap kalasların ızgara biçiminde yerleştirildiği tespit edilmiştir. Zamanla bu kalasların çürümesi sonucu kalas yerleri yuvarlak delikler şeklinde görülmektedir. Burçların üst kısmında değişik yönlere bakan mazgal delikleri bulunmaktadır. Kalenin ana giriş kapısı güneyde olmak üzere farklı yönlerde ve değişik ebatlarda 5 adet yuvarlak kemerli girişi vardır. Kapıları içten kapatmaya yarayan ahşap sürgülerin sur duvarı içerisine doğru sürüldüğü delikler mevcuttur. Kapıların kemer kısımları burç ve sur duvarlarının bazı kısımları doğal tahribat sonucu yıkılmış olmakla beraber önemli bir bölümü korunmuş olan kale plan verebilecek durumdadır. Kale içerisi bitki ve ağaçlarla kaplıdır. Gerek mimarı gerekse taş işçiliği yönünden, bölgemizdeki diğer kalelerle benzer özellikler taşımaktadır. Bu nitelikleri ile Bizans Dönemi yapısı olduğu anlaşılmaktadır. Sakarya Gezilecek Yerler Adres: [Adapazarı-Harmantepe Köyü]
- No image
37
Kuzuluk Orman İÇİ Dinlenme Yeri
Akyazı, Sakarya
Adapazarı-Akyazı-Mudurnu yolu üzerinde, Akyazı’ya 8 kilometre, Adapazarı’na 34 kilometre uzaklıktadır. 11,85 hektar alana sahiptir. 1996 yılında tesis edilmiştir. Sahada; kır gazinosu, tuvalet, çeşme, giriş kontrol kulübesi, çocuk oyun alanı gibi düzenlemeler mevcuttur. Kayın ve meşe ormanıyla kaplı orman içi dinlenme yerinin gelişim planı mevcuttur. Sakarya Gezilecek Yerler Adres: Akyazı - Sakarya

38
Keremali Türbesi
Akyazı, Sakarya
Keremali Türbesi Akyazı ilçesi Keramali Yaylasında yer almaktadır. Keremali Türbesi ile ilgili çeşitli efsaneler anlatılmaktadır: Anadolu'nun İslamlaşmasında büyük yararlılıklar gösteren yedi kardeş evliyadan dördü ölünce geriye kalan Kerem, Ali ve Hasan bir kayıkla bugünkü Keremali Tepesi'nin eteğine gelirler. Kerem ile Ali kayıktan inmelerine rağmen, Hasan inmez. Diğerleri arkasından “Dur Hasan” diye bağırırlar, ancak Hasan durmaz ve suda kaybolup gider. O günden sonra buraya “Durhasan” denilir. Sonrasında Kerem ile Ali savaşa savaşa yaralı bir halde tepeye kadar tırmanırlar ve tepede şehit olurlar. Onun için tepeye “Keremali Tepesi” denir. Bugün, çıktıkları yerlerdeki kan ve ayak izleri ile oturup ağladıkları yerler hâlâ bellidir. Rivayetlere göre savaşlarda Keremali’nin türbesinde top patladığına, Kıbrıs Savaşı'nda da bunu görenler olduğuna inanılmaktadır. Kaynak: Sakarya Rehberi 2011 - Basım Yeri - İstanbul Sakarya Gezilecek Yerler Adres: Hendek/Sakarya

39
Selman Dede Türbesi
Hendek, Sakarya
Çeşitli hastalıklar ve yağmur duası için gidilen Uludere’deki türbeyle ilgili inanışa göre, oraya bırakılan suyun ertesi sabah bittiği söylenmektedir. Ayrıca bu suyla ak saçlı bir ihtiyarın ibadet ettiği rivayet edilmektedir. Kaynak: Sakarya Rehberi 2011 Sakarya Gezilecek Yerler Adres: Hendek İlçesi, Bayraktepe Mevkiindedir.

40
Çiğdem Yaylası
Hendek, Sakarya
Yapısıyla ilgi çeken evlerin bulunduğu Çiğdem Yaylası, turizmci, gezgin ve yazarlardan oluşan büyük bir jüri tarafından Türkiye’nin en güzel on yaylası arasında gösterilmiştir. Topukotu olarak adlandırılan çimle kaplı geniş alanı, küçük ve hafif eğimli tepeleri ile yaylanın oldukça hoş bir manzarası vardır. Yaylada her yıl Temmuz ayının ikinci haftasında yayla şenlikleri düzenlenmektedir. Şenlikte yayladaki hayvancılık ile yetişen sebze ve meyveler tanıtılmakta, ayrıca çeşitli eğlenceler yer almaktadır. Sakarya Gezilecek Yerler Adres: Dokurcun-Hendek

41
Dikmen Yaylası
Gölyaka, Düzce
Hendek ilçe sınırları içerisinde yer almaktadır. Hendek ve Dikmen Yaylası arası 1,5 saattir. Hendek-Karadere üzerinden Dikmen ve Çiğdem köylerine, buradan da yaylaya ulaşılabilir. Orman gülleri ile ünlü olan yaylada elektrik mevcuttur. İlimizin 1722 metre yüksekliğindeki en yüksek tepesidir. Burada her yıl yaz sezonu şenlikler yapılmaktadır. Sakarya Gezilecek Yerler Adres: Hendek

42
Harmankaya Şelalesi
Cumayeri, Düzce
Düzce’nin Cumayeri İlçesi, Harmankaya köyünde bulunan Harmankaya Şelalesi Düzce’ye 31 km, İlçe merkezine 11 km mesafededir. Harmankaya Şelalesi, Cumayeri - Dokuzdeğirmen köyü yanından geçen Büyük Melen Nehri üzerindeki 13 km’lik parkuru ile Türkiye’nin 3. büyük rafting alanına 5 km mesafededir. Harmankaya Şelalesi kendi görkemli görüntüsünün yanında 700 m’lik orta zorlukdaki yürüyüş parkuru ile de bölgenin saklı cenneti. Bölge, doğa yürüyüşü ve foto safari için oldukça uygundur.
- No image
43
Sarıyayla Şelalesi
Akçakoca, Düzce
Aktaş Şelalesi, Akçakoca şehir merkezine 11km. mesafede, Aktaş Köyü sınırları içerisindedir. Doğası, çevresindeki zengin bitki örtüsü ile Akçakoca’nın görülmeye değer doğal güzelliklerindendir. Bölgeye deniz turizmi için gelen turistlerin yeni keşfetmeye başladığı yerlerden biri olan Aktaş Şelalesi, 50mt.yüksekten düşen suyun sesi ve etrafını saran yeşillikler arasında trekking, Foto-Safari gibi doğa sporları için oldukça uygundur.

44
Tarihi Uğurlu Köyü Yeni Meze Cami
Akçakoca, Düzce
<p>Akçakoca’ya 16km.mesafede bulunan Uğurlu Köyünde bulunmaktadır. Taş işçiliğinin güzel bir örneği olan cami 1885 yılında inşa edilmiştir. İçinde Osmanlılardan kalma yazıların bulunduğu camii ilin önemli değerlerindendir.</p>

45
Efteni Gölü
Düzce merkez, Düzce
Efteni Gölü; Elmacık Dağı silsilesinin eteğinde Düzce Ovası’nın akarsu ağının birleştiği (Aksu, Asar, Uğur, Küçük Melen sularının ve yan dereler) ve Büyük Melen kanalıyla Karadeniz’e döküldüğü ekolojik bir ağın düğüm noktasındadır. Düzce’nin Gölyaka sınırları içinde bulunan Efteni Gölü, İlçe merkezine 5 kilometre, Düzce merkeze 25 kilometre mesafededir. Efteni Gölü ve çevresi sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve su kaynakları ile göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan önemli ve ender merkezlerden biridir. 1992 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı Milli Parklar Av ve Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, av ve yaban hayvanlarının muhafazası, göçmen türlerinin göç yollarının güvence altına alınması, yaşama ortamlarının korunması, geliştirilmesi, iyileştirici tedbirlerin alınması, barınma, beslenme ve uygun yaşama koşullarının sağlanması amacı ile koruma statüsüne alınmış ve avlanma yasaklanmıştır. Koruma sahası içerisinde sazlık alanlar, açık su yüzeyleri bataklıklar ve çamur düzlükleri gibi farklı ekolojik nitelikteki habitatlar, başta su kuşları olmak üzere değişik türden zengin bir hayvan hayatının barınmasını sağlamaktadır. Efteni Gölü çevresindeki en önemli fauna elemanlarını su kuşları oluşturmaktadır. Bünyesinde 35 tanesi kalıcı olmak üzere toplam 150 çeşit kuşa ev sahipliği yapmaktadır. Leylekler, yaban ördekleri, tepeli beyaz balıkçıllar, angıt, sakarmeke ve kuğular gölün gediklilerinden olup kolay görünenler arasında yer almaktadırlar. Kuzeybatı-güney rotasındaki (Trakya-Boğaziçi-İç Anadolu) göç yolu üzerinde bulunan alan, Türkiye’de ender görülen ya da nesli tükenmekte olan kuş türlerini barındırmaktadır. Kuşların göç yolları üzerinde önemli bir konaklama ve beslenme sahası olan Efteni Gölü, özellikle kışları Avrupa’da yaşayan ancak güneye inemeyen bazı göçmen kuşların kışlama ve bazı kuş türlerinin ise kuluçka alanıdır. Bu nedenle göç mevsiminde değişik türden çok sayıda kuş gözlenebilmektedir. Efteni Gölü koruma alanında bulunan diğer kuş türleri ise; nesli tükenme tehlikesi altında olan kuğu, turna, mezgeldek, toy, sibirya kazı, küçükkarabatak, bozördek, çıkrıkçın, kaşıkçın, potansiyel tehdit altında olanlar ise, yeşilbaş, fiyu, bekri, kılkuyruk, mazar, pasbaş, elmabaş’dır. Çevrede kuş türlerinin izlenebilmesi için 1 adet seyir terası bulunmaktadır. Kuşların göç yollarında, bir mola gölü olan Efteni Gölü, su seviyesinin dışında nilüfer çiçekleriyle, sazlık alanlarıyla kuşları saklarken fotoğraf ve kuş gözlemciliğine kompozisyon oluşturmaktadır. Efteni Gölü kuş türlerinin yanı sıra bünyesinde ender bitki türleri barındırmaktadır. Efteni Gölü Yaban Hayatı Koruma Alanı’nın güneyindeki dağlık arazide 5 farklı bitki kuşağına rastlanmaktadır. Nilüfer, süsen, düğün çiçekleri, kamış, nane, su mercimeği bitkilerinin yanı sıra; söğüt, dişbudak, kızılağaç, çınar gibi sucul karakterli ağaçlar da göze ilk çarpan bitkilerdendir. Kaynak: Düzce İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü arşivi Düzce Gezilecek Yerler Adres: Cevizlik, 81800 Hamamüstü/Gölyaka/Düzce
- No image
46
Antik Tiyatro
Düzce merkez, Düzce
Tarihi Milattan Önce 3. Yüzyıla kadar dayanan Konuralp Antik Kenti, Konuralp Müzesi, Roma Köprüsü, Su Kemerleri ve Antik Tiyatrosu ile Düzce ilinin tarihi ve kültürel değerlerini içinde barındırmaktadır.

47
Düzce'nin Endemik Bitkileri
Düzce merkez, Düzce
Düzce otsu ve odunsu türler yönünden oldukça zengin bir floristik yapıya sahip olup, 700 farklı bitki türüne, kumul, maki, dere, kaya, orman ve alpin vejetasyon çeşitliliği içerisinde 71 endemik bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Bu türlerden 11’i Türkiye Bitkileri Kırmızı kitabında ‘‘Tehlike Altında’’olarak değerlendirilmiştir. Peygamber Çiçeği: Düzce-Elmacık dağlarına özgü olan bu bitki taksonu, lokal endemik bir türdür. Yaşam alanı, Elmacık Dağları’ndaki Toptepe-Güzeldere Şelalesi arasındaki Horoz Kaya mevkisindeki kayalık ve açıklık habitat alanlarda bulunmaktadır. Düzce Pelemir Otu: Düzce Elmacık Dağları’na özgü olan bu bitki taksonu, lokal endemik bir türdür. Elmacık Dağları’ndaki Aksu ve Emeksiz derelerinin oluşturmuş olduğu vadinin güneye bakan, sarıçam ormanlarındaki vadi yamaçlarındaki akıntılı serpantin kayaçlarından oluşan habitat alanlarında yaşamaktadır. Anadolu Aklar Otu: Düzce Efteni Gölü’ne özgü olan bu bitki taksonu lokal endemik bir türdür. Yaşam alanı, Efteni Gölüdür. Efteni Gölü’nde bulunan çamurlu sazlık alanlara sahip habitat alanlarda bulunmaktadır. Horoz Gözü: Düzce Elmacık Dağı ve Hasanlar Barajı’ındaki kayalık alanlarda bulunan bu bitki türü, Batı Karadeniz Bölgesi endemiğidir. Yaşam alanı Düzce Elmacık Dağı, Horoz Kaya mevkisindeki kayalık ve açıklık alanda bulunmaktadır. Batı Karadeniz Akçiçeği: Elmacık Dağı’nda sarıçam orman açıklarında bulunan bu bitki türü, Batı Karadeniz bölgesi endemiğidir. İlkbaharda gösterişli çiçekler açar. Düzce Elmacık Dağı’nda Aksu Vadisi, Tavşansuyu ve Kuşburnu yaylalarındaki sarıçam ormanlarındaki açıklıklarda yaşar. Nazende: Düzce Elmacık Dağı Horoz kayası ve Hasanlar Barajı’nda makilik alanlarda yaşar. Marmara bölgesi endemiğidir. Gösterişli pembe çiçekleri ilkbaharda açar. Düzce Elmacık Dağı, Horoz Kaya mevkisindeki makilik alanlar ile Hasanlar Barajı çevresindeki makiliklerde bulunmaktadır. Dağ Sümbülü: Düzce Elmacık Dağı’nda bulunan yaylalarda ve subalpin dağ çayırlıklarında bulunan bu bitki türü, Türkiye endemiğidir. Yaşan alanı Düzce Elmacık Dağı’nda bulunan 1300-1600m arasındaki yaylalar ve yüksek dağ çayırlarında bulunmaktadır. Düzce bölgesinde geniş bir yayılışa sahiptir. Gelin Parmağı: Düzce Elmacık Dağı’ndaki Pürenli Yaylasının güney kısmında lokal olarak bulunmaktadır. Orta ve Doğu Karadeniz endemiği olan bu bitki Türkiye’deki en batı yayılışı Düzce’de bulunmaktadır. Yaşam alanı Düzce Elmacık Dağı’ndaki Pürenli Yaylasının güney kısmında bulunan 1400-1500m orman içlerindeki kayalık ve taşlık alanlarda lokal olarak bulunmaktadır. İki Çiçekli Safran: Düzce Elmacık Dağı’nda Sakarca ve Sinekli yaylalarında ve subalpin dağ çayırlıklarında bulunan bu bitki taksonu, Marmara ve Batı Karadeniz endemiğidir. Yaşam alanı Düzce Elmacık Dağı’nda bulunan 1400-1500m yükseklikteki Sakarca ve Sinekli yaylalarında, açıklık ve çayırlık alanlarda bulunmaktadır. Dağ Horozu İbiği: Düzce Elmacık Dağı’nda bulunan yaylalarda ve subalpin dağ çayırlıklarında bulunan bu bitki türü, Kuzey Batı ve Orta Anadolu endemiğidir.Yaşam alanı Düzce Elmacık Dağı’nda buluna 1300-1500m yükseklikteki yaylalarda, çayırlık ve açıklık alanlarda lokal olarak bulunmaktadır. Doğu Kafkas Hanımelisi: Elmacık Dağı’nda Pürenli, Odayeri ve Aksu Vadisi’nde bulunan bitki türü, Türkiye endemiğidir Yaşam alanı Elmacık Dağları’ndaki Pürenli ve Odayeri yaylalarının güneyi ile Aksu vadisinde 1200-1500m yükseklikte bulunan orman açıklık alanlarda bulunmaktadır. Düzce bölgesinde bireyler halinde dar bir yayılışı vardır. Anadolu Hazeranı: Elmacık Dağı’nda Odayeri yaylasının güney kısımlarındaki orman içi açıklıklarda bulunan bu bitki türü, Batı, Orta ve Güney Anadolu endemiğidir. Yaşam alanı Düzce Elmacık Dağı’nda Odayeri yaylasının güneyinde bulunan 1500-1600m yükseklikteki orman açıklık alanlarda bulunmaktadır. Düzce Turizm Aktiviteleri

48
Abant Gölü Milli Parkı
Kaynaşlı, Düzce
Abant Gölü Nerededir? Bolu'nun 34 kilometre güneybatısında Abant Dağları üzerinde oluşmuş bir krater ve birikinti gölüdür. Park alanında yükseklikleri 1400 metreden 1700 metreye kadar birçok tepe bulunmaktadır. Abant Gölü yılın her ayında büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. Abant, hem günübirlik gezip görmek hem de konaklamak amacıyla tercih edilen çok popüler bir tatil merkezidir. Alanı 127 hektar olan gölün denizden yüksekliği 1328 metredir. Yeraltı suları ile beslenir. Derinliği 18 metredir. Abant Gölü ve çevresinin bitki zenginliği, büyük bir açık hava rekreasyon potansiyeline sahip olması nedeniyle alanın 1196,5 hektarlık bölümü "Milli Park" ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Abant Gölü çevresi flora ve fauna bakımından çok zengindir. Sarıçam, karaçam, kayın, meşe, kavak, dişbudak, gürgen, söğüt, ardıç ağaçları ve ormangülü, ılgın, fındık, muşmula, papazkülahı, alıç, çobanpüskülü, kuşburnu, eğrelti, böğürtlen, çilek, nane, ahududu, sarmaşık, ısırgan, atkuyruğu ve çayır otları başlıca ağaç ve ağaççıkları oluşturur. Abant Gölü'nün kenarları çeşitli su bitkileriyle ve nilüferlerle doludur. Abant Gölü'nün etrafında yükselen yamaçlarda ise Abant Çiğdemi (Crocus Abantensis) bulunmaktadır. Göl ve çevresinde bulunan ve endemik türler olan Küçük Taraklı Semender (Triturus Vulgaris Kosswigi) ile Abant Alabalığı "Salmo Trutta Fario Varyette Abanticus" ve Abant Fındık Faresi (Muscardinus Avellanarius Abanticus) olarak literatüre geçmiştir. Balık meraklıları yılın belirli dönemlerinde, ücret ödeyerek olta ile balık avlayabilmektedir. Göl kenarlarında su samurları da görülmektedir. Göl çevresindeki ormanlarda yabani hayvanlardan tilki, çakal, kurt, ayı, domuz, geyik, karaca, tavşan, sincap, gelincik; su kuşlarından yaban kazları, yaban ördekleri, balıkçıl, sakarmeke, karabatak, turna, yırtıcılardan; şahin, doğan, kara akbaba, kaya kartalı, atmaca, baykuş, diğer kuş çeşitleri olarak; toygar, alakabak, puhu, gökdoğan, ağaçkakan, karatavuk, bülbül, ispinoz ve saka görülmektedir. Mevcut Hizmetler Çevresi 7 kilometre olan ve yılın her ayı ayrı güzelliklere sahip olan Abant Gölü'nde yapılabilecek aktiviteler; Abant Tabiat Parkı girişinde ücretsiz ziyaretçi tanıtım merkezi ve doğa müzesi ziyareti, göl çevresinde piknik, kamp, sportif olta balıkçılığı, doğa yürüyüşü, bisikletle ve elektrikli araçlarla gezinti ile Abant'ın batı kısmında yer alan Çepni Yaylası'nda atla ve faytonla gezinti ve yamaç paraşütü aktiviteleri olarak sıralanabilir. Ne Yenir? Ne Alınır? Park içinde bulunan satış reyonlarında ise bölgede üretilen yöresel yiyecek ve hediyelik eşyalar satılmaktadır. 22 kilometrelik Abant yolu üzerinde çeşitli lokantalar ve büfeler ile sucuk-ekmek satış yerleri bulunmaktadır. Nerede Konaklanır? Göl çevresinde 5 yıldızlı konaklama tesisleri, bungalov tipi konaklama üniteleri, kamp ve karavan alanı piknik alanları ile lokantalar da mevcuttur. Ayrıca D.100 karayolu Abant kavşağından itibaren Abant yolu üzerinde de çeşitli sınıflarda konaklama ve yeme içme tesisleri bulunmaktadır. Abant'a Nasıl Gidilir? Ankara-İstanbul D-100 Karayolu'nun ve TEM Otoyolu'nun 203'üncü kmilometresinden ayrılan 22 kilometrelik yol ile ulaşılmaktadır. Bolu’ya 34 kilometre, Ankara’ya 225 kilometre, İstanbul'a 258 kilometre uzaklıktadır. Abant Gölü'ne Bolu merkezden ulaşım her iki saatte bir şehir merkezinden kalkan özel halk otobüsleriyle yapılmaktadır. (www.boluulasim.com) Kaynak: Bolu Kültür ve Turizm Rehberi (2010), Bolu Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü / Tarım ve Orman Bakanlığı Abant Broşürü Bolu Gezilecek Yerler Adres: Abant Gölü, 14800 Örencik Yaylası Mevkii / Mudurnu/ Bolu
- No image
49
Saz Köy
Kaynaşlı, Düzce
Geleneksel yaşam tarzıyla alternatif tatil arayanlar ve köy hayatı tecrübe etmek isteyenler için köy içinde bulunan ve Abhaz Kültür geleneğine göre yapılmış 90 yıllık Tekir Köy Evi konaklamak isteyenler için hizmet veriyor.Doğası ve bahçesinde bulunan çiftlik hayvanları, kışın yanan odun sobası, şömine başında yenen akşam yemekleri ve otantik havası ile gelenlerin beğenisini kazanıyor.

50
Abant Tabiat Gölü
Kaynaşlı, Düzce
Abant Gölü Bolu'nun 34 km güneybatısında bulunan Abant Dağları üzerinde tabii bir göldür. Ulaşım: Ankara - İstanbul D-100 Karayolunun ve TEM otoyolunun 203'üncü km'sinden ayrılan 22 km'lik asfalt yol ile ulaşılmaktadır. Bolu’ya 34, Ankara’ya 225, İstanbul’a 258 km uzaklıktadır. Göle ulaşım, Bolu şehir merkezinden her iki saatte bir kalkan Belediye halk otobüsleri ile mümkün olmaktadır. Özellikleri: Alanı 125 hektar olan gölün denizden yüksekliği 1325 metredir. Yeraltı suları ile beslenir. En derin yeri 18 metre, ortalama 10-15 metre derinliktedir. Tektonik hareketler sonucu oluşan Abant Gölü ve çevresinin bitki zenginliği, ayrıca büyük bir açık hava rekreasyon potansiyeline sahip bulunması nedeniyle yörenin 1150 Hektarlık bölümü, 1988 yılında “Tabiat Parkı” olarak koruma altına alınmıştır. Göl çevresi zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Sarı ve karaçam, kayın, meşe, kavak, dişbudak, gürgen, söğüt, ardıç ağaçları ve ormangülü, ılgın, fındık, muşmula, papazkülahı, alıç, çobanpüskülü, kuşburnu, eğrelti, böğürtlen, çilek, nane, ahududu, sarmaşık, ısırgan, atkuyruğu ve çayır otları başlıca ağaç ve ağaççıkları oluşturur. Gölün kenarları çeşitli su bitkileriyle ve nilüferlerle doludur. Abant Gölünün etrafında yükselen yamaçlarda ise Abant Çiğdemi (Crocus Abantensis) endemik olarak bulunmaktadır. Gölde bulunan ve endemik bir tür olan Abant Alabalığı "Salmo Trutta Fario Varyette Abanticus" olarak literatüre geçmiştir. Balık meraklıları yılın belirli zamanlarında, ücret ödeyerek olta ile balık avlayabilmektedirler. Göl çevresindeki ormanlarda yabani hayvanlardan; tavşan, tilki, çakal, kurt, ayı, domuz, geyik, karaca, sincap, gelincik, su kuşlarından; yaban kazları, yaban ördekleri, balıkçıl, sakarmeke, karabatak, turna; yırtıcılardan; şahin, doğan, kara akbaba, kaya kartalı, atmaca, baykuş; diğer kuşlardan; toygar, alakabak, puhu, gökdoğan, ağaçkakan, karatavuk, bülbül, ispinoz ve saka görülmektedir. Yöre ormanları geyikler için en uygun yaşam ortamına sahiptir. Yapılabilecek aktiviteler ve tesisler: Çevresi 7 km olan ve yılın her ayı ayrı güzelliklere sahip bulunan gölde; piknik, kamping, sportif olta balıkçılığı, yürüyüş, bisikletle, faytonla, atla gezinti vazgeçilmez aktivitelerdir. Abant Gölü çevresinde bulunan tepelerde de yamaç paraşütü için uygun ortamlar bulunmaktadır.Park içinde bulunan satış reyonlarında ise bölgede doğal olarak üretilen gıdalar ve hediyelik eşyalar satılmaktadır. Ayrıca Tabiat Parkı girişinde bulunan ziyaretçi tanıtım merkezi ve tabiat müzesi ücretsiz ziyaret edilebilir. Göl çevresinde 5 yıldızlı 2 konaklama tesisi, bungalov tipi dağ evleri, yörsel ürün satış üniteleri, mescit, çadırlı kamp ve karavan alanı ile kır lokantaları yıl boyu hizmet vermektedir. Kaynak: Bolu Kültür ve Turizm Rehberi, 2010, Bolu Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Bolu
- No image
51
Hasanlar Barajı
Yığılca, Düzce
Göze sığmayan büyüklükte ve güzellikteki göl, her kıvrımından ve her yüksekliğinden tüm coşku ve güzelliğiyle pastoral lezzetler vererek insanı cezp ediyor. Göle paralel devam eden yol ara sıra göl kıyısına dek iniş müsaadesi verirken kıyıda piknik yapma şansı veriyor.

52
Hayreddin-i Tokadı Türbesi
Bolu Merkez, Bolu
<p>Bolu şehir merkezinin 13 km. batısında, Elmalık Köyü sınırları içinde Abant yolu kavşağından 4 km. mesafede kuzey tarafta, kendi adı ile anılan bir tepe üzerinde, ormanlık alan içinde bulunmaktadır. Halvetiyye tarikatı mensubu Hayrettin-i Tokadi ve müritlerine ait mezarlar beton çerçeve içine alınmıştır. 1524 tarihinde vefat eden Hayrettin-i Tokadi’ ye ait mezar demir kafes içerisinde yer almaktadır. Mezar taşları mermerden ve yeni yapımdır.</p>

53
Bolu Ormanlar, Anıt Ağaçlar, Endemik Bitkiler
Bolu Merkez, Bolu
Bolu, zengin ağaç ve bitki toplulukları ile en güzel ormanlarına sahip illerden biridir. Bolu ormanları Uludağ Göknarı, kayın, sarıçam karaçam ve meşeden oluşmaktadır. Bolu ormanlarında ortalama 1000 metreye kadar kayın, meşe, Uludağ Göknarı, karaçam, akçaağaç, karaağaç ve ve kızılağaçlar görülür. 1000-2000 metre yükseltiler arasında sarıçam, Uludağ göknarı ve doğu kayınından oluşan ormanlar bulunur. 2000 metreden sonra ise sert iklim nedeniyle bazı bodur ve çalılık tipi ağaççıklar bulunmaktadır. Bolu’nun kuzeyindeki Çele ve Yedigöller’in üst bölgelerinde 1000 metreye kadar karaçam, meşe, kayın ve göknar ormanları, 1000 metreden sonra sarıça, kayın, göknar ve gürgen ormanları bulunmaktadır. Çele Dağlarından Yedigöllere’e inildikçe yapraklı ağaçlar olan gürgen, kızılağaç, akçaağaç, ıhlamur, dişbudak, kızılcık, kiraz, karaağaç, kavak ve söğüt türleri görülmektedir. Seben ve Kıbrıscık yörelerinde İç Anadolu stebine uygun iğne yapraklı göknar, sarıçam, karaçam ve ardıç türleri ile yapraklı ağaçlardan meşe türleri ve yer yer kayın görülür. Göynük ve Mudurnu’da ise genellikle göknar, karaçam, sarıçam, kayın, meşe ve doğal kızılçam ormanları bulunmaktadır. Göynük civarında şimşir ağaçlarına da rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre Bolu’da otsu ve odunsu türlerden toplam 1183 bitki bulunmaktadır. Bu bitkilerden 88 tanesi endemiktir. Soğanlı bitkilerden özellikle mavi çiçekli Abant Çiğdemi (Crocus Abantensis) ile sarı çiçekli Ankara Çiğdemi (Crocus Acyrensis) Bolu çevresinde görülen endemik bitkilerdendir. Bu özelliklerinin yanı sıra bölgede gerek boyutları, gerekse asırlık yaşları ile çok sayıda anıt ağaç bulunmaktadır. Bolu'da 8 adet anıt ağaç tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Bunlardan biri de Bolu merkez Saçcılar Köyünde bulunan meşe ağacıdır. 30 m yüksekliğinde, 9.60 m gövde genişliğinde ve yaklaşık 1000 yaşındadır. Ayrıca Mengen İlçesi Mamatlar Köyünde ve Örencik Yaylasında Ülkemizin en yaşlı (1000 yaş) ve en kalın gövdeli meşe ağaçları vardır. İlimiz Çaydurt ve Çakmaklar bölgelerinde bulunan Bolu'ya özgü “ebe karaçamları”nın bulunduğu ormanlık sahalar, “Tabiatı Koruma Alanı” olarak koruma altındadır. Ayrıca Çele bölgesinde de yine Bolu'ya özgü bir ağaç türü olan “Bolu fındığı” nın yoğun ve bir arada bulunduğu ormanlık alan da Milli Parklarca “Tabiatı Koruma Alanı” olarak koruma altındadır. Seben'in Hocaş Köyünde ise binlerce yıl öncesinden kalan fosil ağaçların bulunduğu bölge, koruma altına alınmıştır. Kaynak: Bolu Kültür ve Turizm Rehberi, 2010, Bolu Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Bolu

54
Bolu Müzesi
Bolu Merkez, Bolu
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne ait Kültür Merkezinde bulunan müzede 2018 yılı itibariyle 3351 adet arkeolojik eser, 1627 adet etnografik eser ve 12105 adette sikke olmak üzere toplam 17083 adet eser bulunmaktadır. Kültür Merkezi binasının giriş katında yer alan Müze; arkeoloji salonu ve etnoğrafya salonu olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır. ARKEOLOJİ SALONU: Müzenin giriş katında yer alan Arkeoloji salonunda Neolitik, Eski Tunç, Frig, Urartu, Lydia, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait mermer, cam, maden ve pişmiş toprak eserler kronolojik olarak sergilenmektedir. Bu eserler arasında bulunan ve MÖ 2000 yıllarına tarihlenen Seben-Korucuk Köyü buluntuları; MÖ 1000 yıllarına ait Değirmenözü Köyü eserleri; Helenistik döneme ait Göynük-Susuzkınık Köyü buluntuları; Seben-Çeltikdere Köyünde ele geçirilen sağlık tanrısı Asklepios, kızı Hygeia ve yardımcısı Telesphoros Heykelcikleri ile Bolu İli-Merkez İlçede açığa çıkarılan Roma Dönemine ait Herakles Heykeli, Ülkemizdeki tek örnek olan kristalli beyaz mermerden yapılmış kült heykeli başı, Hermes Propylaios Büstü, Nymphe Heykeli ve Gladyatör Mezar Steli Bolu arkeolojisi bakımından büyük öneme sahip eserlerdir. Claudiopolis (Bolu) antik kenti nekropolünde (mezar alanı) Müzemizce yapılan kurtarma kazısında açığa çıkarılan Roma Dönemine bir tuğla mezar örneği de iskelet ve mezar hediyeleri ile birlikte arkeoloji salonunda sergilenen eserler arasında yer almaktadır. Arkeoloji salonunda altın-gümüş ve bronz sikkelerden oluşan zengin bir sikke koleksiyonu mevcuttur. İki ayrı bölüm halinde sergilenen sikkelerin ilk grubunda Grek şehir ve krallık sikkeleri ile Roma ve Bizans İmparatorlarına ait sikkeler sergilenmektedir. İslami sikkeler bölümünde ise Emevi, Artuklu, Selçuklu, İlhanlı, Osmanlı vb. İslami kültürlere ait sikke örnekleri yer almaktadır. Bu bölümde 3 ayrı grup halinde sergilenen Osmanlı defineleri sikke bölümünün en dikkat çekici eserlerindendir. ETNOGRAFYA SALONU: Müzenin ikinci katında yer alan Etnografya salonunda 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen yakın geçmişte günlük hayatta kullanılan etnoğrafik eserler; konu birliği oluşturan vitrinlerde, yöresel özellikler göz önünde bulundurularak ziyarete sunulmuştur. Bu eserler arasında silah koleksiyonu, dini eserler, takılar, Mudurnu yöresi oya örnekleri, gündelik yaşama ait madeni eserler, işleme ve dokumalar ile kıyafetler bulunmaktadır. Etnografya salonunun bir bölümünde geleneksel bir Bolu Evine ait mutfak ve oturma odası ile ayrı bir vitrinde de Bolu’da Kına Gecesi tasarımı yapılmıştır. MÜZE BAHÇESİ: Müze envanterine kayıtlı büyük boyutlu taş ve pişmiş toprak eserler Müze bahçesinde sergilenmektedir. Bahçede sergilenen eserler Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine aittir. Bu eserler arasında Roma dönemine ait lahitler, mezar stelleri, heykel kaideleri, sütunlar, sütun kaideleri, sütun başlıkları, friz, arşitrav vb. mimari elemanlar; Bizans dönemine ait vaftiz teknesi vb. mimari parçalar; Osmanlı dönemine ait kitabeli mezar taşları bulunmaktadır. Müzemiz tarafından yapılan kurtarma kazılarında açığa çıkarılan Roma dönemi mezarları ve lahitleri ile Osmanlı dönemi mezar taşları, Müze bahçesinde gruplar halinde Türkçe ve İngilizce açıklamalarının yer aldığı panolarıyla birlikte halkımızın ziyaretine sunulmuştur. Kaynak: Bolu Müze Md.lüğü Arşivi.

55
İmaret Cami
Bolu Merkez, Bolu
<p>Vakıf kayıtlarına göre Kızıl Ahmed Bey soyundan Şemsi Ahmet Paşa tarafından 16. yüzyılda yaptırıldığı anlaşılan cami, zaman içerisinde gördüğü onarımlarla orijinalliğini büyük ölçüde yitirmiştir.</p>

56
Aktaş Cami
Bolu Merkez, Bolu
<p>Dikdörtgen planlı ve düz ahşap tavanlı caminin son cemaat yeri kapalıdır. Ahşap korkuluklu ve kafesli kadınlar mahfili mevcuttur. Girişin sağında müezzin mahfili bulunmaktadır. Mukarnaslı bir mihrabı ve ahşap mimberi vardır. Camide, ahşap söveli, dikdörtgen formlu pencereler kullanılmıştır. Caminin sol cephesine bitişik bir türbe ve kuzeyinde şadırvan yer almaktadır. Dıştan kırma çatı ile örtülüdür. Geniş ahşap saçaklıdır.</p>
- No image
57
Gölcük Tabiat Parkı
Bolu Merkez, Bolu
Bolu'nun 13 km. güneyinde suni olarak yapılmış bir set gölüdür. Etrafı çam ve köknar ağaçları ile kaplı gölün her mevsim görüntüsü muhteşemdir. Göl ve etrafı “Orman İçi Dinlenme Yeri” olarak Milli Parklarca koruma altındadır. Çok şirin ve küçük olan bu göl çevresine araçla girilmemektedir. Yıl boyunca gezmek, görmek, dinlenmek, fotoğraf çekmek ve piknik yapmak amacıyla ziyaretçi akınına uğrayan Gölcük Tabiat Parkı, İlimizin en önemli turistik merkezlerinden biridir.
Move the stops into your own plan, split them across days, and add places to sleep and eat.
Frequently asked
- How far is it between İstanbul and Bolu, and how long does it take?
- Driving between İstanbul and Bolu is roughly 344 kilometres and takes about 4 hours without stops.
- Where is it worth stopping between İstanbul and Bolu?
- There are 655 described places within 20 km of the road between İstanbul and Bolu. toroti lists 57 of them spread evenly along the drive, in the order you pass them; Avrupa Kültür Başkenti Mübadele Müzesi comes early on, and Gölcük Tabiat Parkı sits near the end.
- Which provinces does the İstanbul to Bolu route cross?
- The route between İstanbul and Bolu crosses İstanbul → Kocaeli → Sakarya → Düzce → Bolu. The stretch richest in places to visit is in Kocaeli.
- Should I take the toll highway or traditional route between İstanbul and Bolu?
- Toll motorways save driving time between İstanbul and Bolu, whereas traditional state roads pass directly through historic town centers, local culinary stops, and scenic nature viewpoints.
- How should breaks be scheduled between İstanbul and Bolu?
- For a drive of around 4 hours, taking a break every 2 to 2.5 hours is recommended. The catalogued attractions in Kocaeli and neighboring provinces offer memorable stopovers compared to generic highway rest areas.
